İNDİ
Birlikte Yaşama Becerileri
09 Haziran 2015

 Hem ayın 9'u hem de Salı'ya geliyor.  Koç burcu kontenjanından bugün kesin şanslı bir gün olacak!" diye topu yıldızlara atmak isterdim ama öyle bir pas gelmedi henüz.  Zaten gerçekçi olmak, gereğini yapmak her zaman daha iyidir.  Örneğin dişiniz ağrıyorsa, iyimserliğiniz ağrınızı geçirmez yalnız sizin daha fazla sıkıntı yaşamanızı engelleyebilir. 
Birlikte daha kaliteli yaşayabilmemiz için de iyimser olmak iyi bir başlangıç ama yeterli değil diye düşünüyorum. Eğitim önemli ve eğitimin içinde de "saygının" yeri ayrıdır diyorum.  Saygı birinin önünde ceketinin düğmesini iliklemek değildir.  Saygı koşulsuz değildir, kazanılır, öğrenilir. Saygı her yaştaki her kişi için, tüm canlılar ve cansızlar içindir de.

Hepimiz çocukların ders başarılarına oldukça önem veririz.  Okul başarılarının yanı sıra, sanattan, bilimden anlasınlar diye onları kurslara, atölyelere, müzelere taşırız.  Tüm bunlar iyidir, gereklidir elbet, iyi de ne için? Bir ihtimal daha duyarlı bireyler olabilmeleri için.  Daha farklı perspektiflerden hayata bakabilmeleri için, çoklu düşünebilmeleri için, daha kaliteli yaşayabilmeleri için. Peki bir çocuğun piyano çalmayı bilmesi onun daha duyarlı olmasını sağlıyor mu?, robotik programlamayı öğrenmesi karşısındakini daha iyi anlamasını kolaylaştırıyor mu? Daha da önemlisi neyi ne için yaptığını biliyor mu? Sanırım biz sonuçlara o kadar çok odaklanarak yaşamaya alıştırıldık ki, süreçlerle ilgilenmiyoruz.  Varılacak noktaya kilitlenip, oraya nasıl gittiğimize bakmıyoruz.  Yaptığımız her işi ruhumuzla ilişkilendirmeyi unuttuk.  O zaman falanca notu almak,  en yüksek getiriyi elde etmek, 5 ayrı müzik aletini çalmak, günde 10 toplantı yapmak, en büyük porsiyonu yemek daha önemli oluyor.  Verimli miydin? Nitelikli miydin? Tüm bunları yaparken çevrene saygılı mıydın? İşte bu noktada eğer sadece sayılardan ibaretse istatikleriniz, o zaman yaşam estetiksiz oluveriyor ve bu çok can sıkıcı. 

Bu küçük Salı günü yine ATM'de ense kökümde bir adam bitti, birazcık mesafe olsa fena mı olur aramızda.  Yoldaki çocuk köh köh ortalığa öksürüyordu, yavrucuğum koluna doğru öksür demek istedim, diyemedim çünkü velisi vardı.  Oysaki bunların öğretilmiş olması gerekmiyor muydu? 
Aslında bu toplumda, günlük hayatta birbirimize yaşattığımız hiç de masum olmayan durumlar var.  Bir anne kucağındaki bebeği bahane ederek sıraya girmiyor bir hastane kafeteryasında.  "Bir de bebeğimle sıra mı bekleyeceğim" diyor. Sorsa belki sırasını veren çıkar o hasta ve yaşlıların da olduğu kuyrukta oysa, ama sormuyor başkalarının hakkını gasp etmek için bebeğini kullanıyor.
Başka bir yerde bir adamın köpeği eşelenirken yan masadakilerin üstüne toprak geliyor ve adamın umurunda değil çünkü köpeğinin hakları var. Adama lütfen köpeğinizi diğer yanınıza alın her tarafımız toprak oldu diyorsunuz. Gidin başka yerde oturun, belediyeye şikayet edin, köpeğe anlatın derdinizi diyor.  Bu adam evinde köpeğinin istediği yere tuvaletini yapmasına da izin veriyor mu diye düşünüyorsunuz. Tabi ki vermiyor. Ama siz umurunda değilsiniz.  Sizin alanınıza saygı duymuyor. Çünkü saygı öğretilmemiş bu adama, bu kadına.  Kimisi köpeğini, kimisi başka bir şeyini kullanarak sürekli birinin hakkını yiyor.  Sanırım bu toplumda en çok ihtiyacımız olan ve çocuklara öğretilmesi gereken temel şey saygı duymak.  Hem kendine,  hem de başkalarına. 
Birlikte daha kaliteli yaşayabilmek için ihtiyacımız olan temel beceri saygı duymak, empati kurmak ve insan seve bilmek. Bunlar olduktan sonra köprüler kurulur ve aynı pencereden bakabiliriz hayata. 
 

 

 

Ana Sayfa   Copyright @ 2011 İndi ®
Bizi takip edin!